Ramazan geldi mi, takvim yapraklarından önce insanın kalbi değişir. Sokakların rengi aynı, binalar yerli yerinde, hayat yine telaşlıdır belki; ama insanın içindeki saat başka bir zamana ayarlanır. Daha yavaş, daha derin, daha anlamlı…
Ramazan, yalnızca oruç tutulan bir ay değildir. O, insanın kendine dönme cesareti gösterdiği bir mevsimdir. Yıl boyunca ertelediğimiz yüzleşmeler, susturduğumuz vicdan, görmezden geldiğimiz ihtiyaç sahipleri bu ay kapımızı çalar. Aç mıyız gerçekten, yoksa tokken de aç kalmayı mı öğreniyoruz? İşte Ramazan tam burada başlar.
Oruç, bedenin değil nefsin terbiyesidir. Açlıkla terbiye edilen sadece mide değildir; dil de oruç tutar, göz de, kalp de… Kırıcı bir söz söylememek, haksız kazanca el uzatmamak, bir yetimin başını okşamak da bu ibadetin parçasıdır. Ramazan, insanın içindeki fazlalıkları azaltma ayıdır. Hırsı, öfkeyi, kibri, israfı…
Bugün şehirlerimiz ışıl ışıl. Mahyalar gökyüzüne cümleler kuruyor. İftar sofraları kuruluyor; kimi evde, kimi çadırda, kimi meydanda… Aynı ezanla açılıyor milyonlarca oruç. Aynı duaya “Âmin” diyor farklı hayatlar. Ramazan, zengini fakirin halinden haberdar eden ilahi bir eşitleyicidir. Bir lokmanın kıymetini, bir yudum suyun şükrünü öğretir.
Fakat asıl soru şudur: Ramazan bitince ne olacak?
Eğer bu ayın sonunda daha merhametli, daha adil, daha sabırlı bir insan olamıyorsak; tuttuğumuz oruç sadece aç kalmaktan ibaret kalır. Ramazan, takvimde otuz gün; ama etkisi on bir aya yayılmadıkça gerçek anlamını bulmaz. Teravihlerde omuz omuza durduğumuz gibi, hayatın zorlukları karşısında da omuz omuza durabiliyor muyuz? Paylaşmayı sadece zekâtla sınırlayıp gönlümüzü kapalı mı tutuyoruz?
Ramazan bize şunu hatırlatır: İnsan, yalnızca tüketen bir varlık değildir. Şükreden, düşünen, arınan bir varlıktır. Modern hayatın hızında unuttuğumuz yavaşlığı öğretir. Sofrada beklerken sabrı, iftar vaktini beklerken umudu…
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey budur: Umut.
Dünyanın dört bir yanında acılar yaşanırken, adaletsizlikler sürerken, Ramazan bize karanlıkta da bir kandil yakılabileceğini gösterir. Bir iftar sofrasında kurulan kardeşlik, bir fitreyle sevinen bir çocuk, bir teravihte edilen dua… Küçük gibi görünen ama kalpleri onaran büyük adımlar.
Ramazan, gökyüzünden inen bir rahmettir; ama yeryüzünde karşılığını insanın davranışlarında bulur. Eğer bu ayda kalbimizi genişletebilirsek, soframızı paylaşabilirsek, affetmeyi başarabilirsek; işte o zaman gerçek bayrama ulaşırız.
Çünkü bayram, sadece yeni elbiseler değil; yenilenmiş bir kalptir.
Ramazan’ı hakkıyla yaşayabilmek duasıyla